Meraklı Zihinler

Ekim 2008

Meraklı zihinler kitabında belki de en çok aşina olduğumuz hatta eğitimde iç içe olduğumuz bilim adamı Howard Gardner dikkatimi çekti.

 

Howard Gardner  günümüzün yaşayan kuramcılarından. 1983de çoklu zeka kuramıyla geleneksel zeka tanımlamalarını şiddetle eleştirerek bu alana çok yeni bir bakış getirmiş. Başlangıçta 7 zeka türü ortaya koymuş. Günümüzde bunlara yenileri eklenmekte.

 

 

     Howard Gardner 1930 dalgası göç hareketinde annesi babası Amerika’ya göçmüş. Onu hayatta etkileyen 2 olayın kardeşinin ölümü ve soykırım olduğunu söylüyor. Ayrıca her çocuk gibi onun da başlangıçta gerek toplumun etkisiyle gerekse model almayla belli mesleklere ilgi duyduğunu söylüyor. Ama içinde her zaman kapsamlı araştırma ve düşünme olgusu varmış.

 

     O da bir çok bilim adamının çocukluğu gibi gelecekte ne olacağına dair kesin bir hat çizmediğini söylüyor. Ama geleceğine dair çocukluğunda yer alan ipuçlarının olduğunu da inkar etmiyor.

 

     Çocukluğunda piyano, izcilik gibi değişik alanlara ilgisi olduğunu ve matematik, fizik gibi alanlarda başarılı olmasına rağmen okul dışı bu derslerle ilgilenmediğini söylüyor. Buradan çıkarımım demek ki okulda başarı testleriyle kanıtlanan başarı aslında bizim ilgi alanımızı yansıtacak düzeyde değil. Ayrıca Howard Gardner’ın bu cümleleri tek zeka türüne sahip olmadığımızın bir kanıtı değil mi?

 

     Howard Gardner kendini küçük derede büyük balık görürken zihin ufkunu çok genişletememiş. Ta ki yüksek öğrenimde eğitim bilimlerinin önde gelen hocalarıyla tanışana kadar. Etkilendiği bilim adamları Erik Erikson(hocası), Jerome Bruner, Jean Piaget’tir.   

 

     Howard Gardner’da gördüğüm, dikkat ettiğim nokta aslında çoklu zeka hakkındaki teorisinin kendini anlatması. Yani bireyin birden çok alana dair zeka türüne sahip olması ve birinin geliştirilebilmesi. Bunu Meraklı Zihinlerde kendi ağzıyla söylemiş. Kendinden çocukluğundan örnekler sunarak da bunu kanıtlama ve oracıkta tezinin doğruluğunu  bir kere daha sergileme uğraşına girdiğini fark edip bilim ruhunun ne olduğunu daha iyi kavradım.

 

 

 

 

 

Kategorisi Bilim Tarihi | | Yorum(1)


Aristo kimmiş?

Ekim 2008

İyonyalı filozof Aristoteles, Ege Denizi’nin kuzeyinde bulunan Stageria’da doğmuştur (M.Ö. 384-322). Stageria’dan Makedonya’nın başkentine taşınmış ve burada öğrenim görmüştür. İyon ve Makedonya etkileriyle yetişmiş ve gençliğinde  ilgisini daha çok tıp üzerinde yoğunlaştırmıştır.Atina’ya, 17 yaşına geldiğinde öğrenimini tamamlaması için  ve  hayatının 20 yılını burada geçirmiştir. Atina’ya gelir gelmez, Platon’un öğrencisi olarak Akademi’ye girmiştir. Platon, sürekli olarak çekiştiği bu değerli öğrencisinin zekasına ve enerjisine hayran kalmış ve ona Yunanca’da akıl anlamına gelen Nous adını vermiştir.Platon’un ölümünden sonra, Aristoteles bu okulda görev aldı ve üç yıl boyunca burada çalıştı. Bu sıralarda II. Philip, oğlu İskender için iyi bir öğretmen aramaktaydı ve Assos’taki okulun yöneticisi olan Aristoteles’e önerildi ve o da bu öneriyi  kabul ederek, II. Filip’in oturmakta olduğu Pella’ya gitti.İskender’in ölümünden sonra idealini gerçekleştirmek için Atina’ya dönen Aristoteles çok sıkıntılar çekti. Aristoteles, dinsizlikle suçlandı. bunun üzerine Aristo Chalcis’e kaçtı. Orada yakalanmış olduğu bir hastalık sonucunda M.Ö. 322 yılında öldü.

 

Atina’ya idealindeki okulu kurmaya gitmişti ancak aradan geçen uzun zaman onun eski okuluna dönmesine engel oldu. bu yüzden idealindeki okulu kurabilmek için kentin batısında bulunan ve Apollon Lyceios’un (Kurt Tanrı) anısına ayrılmış olan ormanlık alanı seçti. Bugün kullanmakta olduğumuz Lise adı, bu Lyceios’tan gelmektedir.

 

 

Akademi ve Lise, temelde  felsefe öğretimi veren okullar olsalar da,  Akademi, daha çok metafiziğe ve bu arada ahlak ve siyaset gibi konuları Lise’de ise, Aristoteles’in daha çok mantık ve bilimlerle ilgilenmesi nedeniyle, bu alanlarda yoğunlaşmıştı. Aristo’nn ölümüden sonra okulu arkadaşı idare etmeye devam etti.Yönetimi devralan arkadaşı okulu kurumsallaştırmayı başarmıştı. Ancak, Lise’nin ömrü Akademi kadar uzun olmadı.

 

 

Aritoteles temelde bilimleri matematik,fizik ve metafizik olarak bölümlendiriyordu ve hocası Platon gibi matematiğe önem veriyordu. yani aritmetik, geometri, astronomi… Matematik tarihi açısından sonsuzluk ve süreklilik kavramları üzerine yapmış olduğu tartışmalar oldukça önemlidir. Astronomi hakkındaki görüşlerini Fizik ve Metafizik adlı eserlerinde belirtmiştir.

 

Aristo’nun bütün  görüşleri orta çağ boyunca bir çok filozozu etkilemiş, ve daha sonraki dönemleri de şekillendirmiştir.

 

 

 

Kategorisi Bilim Tarihi | | Yorum(0)


Howard Gardner

Ekim 2008

Howard Gardner belirli alanlarda olağandışı başarılar sergileyen insanların yeteneklerini inceleyerek yedi değişik zeka alanı olduğunu savunmuştur. Aşağıda açıklanan bu zeka alanlarının her biri diğerinden bağımsız olmasına karşın, herhangi bir aktivite bu zeka alanlarından bir kaçının aynı anda aktif hale geçirilmesiyle oluşmaktadır:

1. Müziksel Zeka: müzik ile ilgili şeylerdeki beceri

2. Bedensel Kinestetik Zeka: tüm bedenin veya çeşitli bölümlerinin bir problemin çözümünde, bir üretim veya gösteri sırasında kullanılması ile ilgili becerilerdir; dans etme, atletizm, aktörlük, operatörlük gibi beceriler buna örnek gösterilebilir

3. Mantık-matematik zekası: problem çözme ve bilisel düşünmedeki beceriler

4. Dilsel Zeka: Bir dilin kullanımı ve o dilde eserler üretme ile ilgili beceriler

5. Uzaysal-Konum Zeka: Mimarların, ressamların, heykeltıraşların veya uzay-konum durumlarını anlamadaki becerileri

6. Kişiler Arası Iletişim: Diğer kişilerle etkileşimde diğerinin ruh halini, isteklerini, niyetlerini anlamadaki beceriler

7. Içeyönelik Zeka: bir kişinin iç dünyasındaki yönelimlerini anlaması, duygularına erişebilmesi becerisidir

    Gardner’in her bir zeka alanını açıklamak üzere verdiği örnekler arasında Yehudi Menuhin, T.S. Elliot, Anne Sullivan, Virginia Wolf gibi ünlüler yer almaktadır.

    Yehudi Menuhin San Fransisco Orkestrasının konser salonuna gizlice sokulduğunda 3 yaşındaymış. Orada Louis Persinger’in violin çalışından çok etkilenen Menuhin, yaş gününde bir violin alınması ve Louis Persinger’in hocası olması için inatla direnmiş. Her ikisini de elde eden Menuhin, 10 yaşına geldiğinde uluslararası üne sahip bir yorumcu olmuştu.

    T.S. Eliot 10 yaşındayken, Fireside adında bir magazini tek başına çıkarmış, üç günlük bir kış tatili sırasında derginin 8 sayısını hazırlamıştı.

    Anne Sullivan sağır ve kör Helen Keller’in eğitimine başladığında bu iş, diğer kişilerin yıllarca vaktini alacak zorluktaydı. Bu işe girişmesinden daha iki hafta sonra büyük ilerleme kaydetti, bu süre içerisinde vahşi bir yaratık narin bir çocuğa dönüşmüştü.

    Virginia Wolf “A sketch of the Past” adlı eserinde, kendi iç yaşamına bakışın iyi bir örneğini sergilemekte, bu eserinde çocukluğundan kalan ve olgunlaşmasına rağmen hala şok etkisinden kurtulamadığı bir çok özel anısına yönelip, onlara karşı tepkilerini başarılı bir biçimde açıklamaktadır.

    Zeka testleri konusundaki en önemli tartışmalardan biri zekayı oluşturan zihinsel yeteneklerin tanımlanması ve IQ’nun bu yetenekleri yeterince yansıtıp yansıtamayacağı üzerinde yoğunlaşmış, testin hazırlanması ve standartlaştırılmasında kültürel önyargıların olabileceği ileri sürülmüştür. Sosyoekonomik düzeyi yüksek çocukların test sonuçlarının da daha yüksek çıktığı saptanmıştır. Sosyo- ekonomik durum, öğrenim olanakları, hatta testin uygulandığı koşulların bile test sonuçlarını etkileyebileceği düşünülür. İyi eğitim görmüş kişilerin kelime bilgisi daha fazladır, bütün zeka testleri sözeldir.

Kategorisi Bilim Tarihi | | Yorum(0)


internetsiz toplum

Ekim 2008

Okulsuz toplum kitabını internetsiz toplum olarak yazsaydım ilk önce neden internetin olmamasına açıklama getirirdim. Yanıt vermek için de bugün internetin durumunu düşünüyorum. Bilgi çöplüğüne dönen hangi bilginin doğru hangisinin yanlış olduğunu ayırt edemeyeceğimiz düzeyde. Bir yerde verilen bilgiler başka bir yerde verilenleri tutmuyor. Bu bence internet üzerinden edinilen bilgilerde çok ciddi güven sorunları yaratmıyor mu? Ben de yaratıyor. Tam bu noktada acaba okullar gibi bir kurumsallaşmaya gidip bilgiler denetlemeli mi diyorum. Okulsuz toplumda yazarın eleştirdiği kurumsallaşma yoksa olmazsa olmaz mı? Ama o zaman internet ortamında paylaşım özgürlüğünün katledileceği de yadsınamaz bir gerçek. Derste bahsettiğimiz Okullaşmanın silahlanma kadar tehlikeli olma sebebi toplumda tek tip bir kitle yaratıp ne verirsen onu alan hale gelmiş belli bir grubun empoze ettiği bilgilerle hareket eden bir grup yaratmaktı. Sanırım internet ortamında yaratılan okula benzer kurumsallaşma aynı sonucu doğurur.

İnternetsiz toplum nasıl olacağını düşünüyorum. Sanırım dünyanın fikirlerden akımlardan etkilenme ve benimseme süresi uzardı. Belki yaşam seyrimiz ve dünya gündeminde yaşanılanların hızı yavaşlardı. Yaşadığımız yerleri aşmak adına fırsatlar sunan internet olmazsa tüm hayat boyunca eğitim çerçevesinde fırsat eşitliğinde uçurum oluşurdu. Burada okulsuz topluma geri dönmek istiyorum. Yazar okulda eğitimde fırsat eşitsizliği olduğunu söylemiş. İnternetsiz toplum romanında bu durumun tam tersi olduğunu savunurdum. Çünkü internette bilgilere ve de bu bilgilerin niteliğine mevkimize göre ya da paramıza göre ulaşmıyoruz.

Kısaca İnternetli toplum eğitimde fırsat eşitsizliği sorununu bir nebze de olsa ortadan kaldırır.  

 

 

 

Kategorisi Kitaplar ve yorumlar | | Comments Off


okulsuz toplum

Ekim 2008

Bu kitap ilk önce bana çok zor geldi. Çok fazla çeviri hatası olması sanırım sınıftaki herkes gibi beni de zorladı. Kitap okuma aşamasında gerekenden fazla vakit harcadım. Çeviri hataları yanında kelimeler de epeyce dert açtı başımıza. Kitabı okurken Türk Dil Kurumunun sözlüğüne sıklıkla başvurdum. Yani genel anlamda ince bir kitap olmasına rağmen zorlu bir kitaptı.

 

Kitapta hiçbir yerde okumadığım, duymadığım bir konu vardı: okullaşmanın dehşet veren sonuçları. Bu fikir çok orijinaldi. Belki de sorgulanması yasaklanmış, üzerinde değişiklik yapmak üzerine eleştiri yapmak bile ortaçağ Avrupa’sına ait bir yargılamaya tabi tutulmamıza neden olabilecek bir noktaya değinmiş. Çağların başlangıcından beri gerek ilk çağların sarsılmaz fikirleri gerekse ortaçağın utanç veren bağnazlığı içinde eleştirmeye korkulan konular gibi ‘okulun varlığı’ da toplumda tabulaştırılmıştır. Ama kitapta okullaşmanın sağlık harcamalarına ayrılan paradan çok daha fazla bütçe ayrıldığından bahsediyor. O günün bütçelerinde ayrılan paraların oranlarını vererek bu durumun istatistiksel verilerle ehemmiyetini gözler önüne seriyor.

 

Kitap da öğretmenlere de eleştiri okunu yöneltmeden geçmiyor. Öğretmenlerin mutlak otorite olduğu okullarda işlerini öğretmekten ziyade vakit geçirmekten başka bir şey yapmadıklarını söylüyor. Ayrıca okullarda ezberci eğitimden başka bir şey olmadığından insanları okulun körelttiğini ve yaratıcılığını yok ettiğini savunuyor.

 

Eğitim ortamının insanı gerçek hayata hazırlamak yerine esasında gerçek hayattan izole eden bir ortam olması  sonucunda da  okullarda eğitim gören kitlenin hayata sağlam tutunamayan kişiler haline gelmesine neden olmuştur. Okullara devam etmeyen dünya nüfusunun yarısının da değerli insanlar olduğunu ve hayatta bir şeyler yapabildiğini söylemiştir.

 

Okullarda varlıklı olmakla olmamak çizgisinin insanların gördüğü muamelenin anahtarı olduğunu söyler. Varlıklı olmak eğitim almanın koşulu olduğu ve eğimde fırsat eşitliği olmadığına değinir.

 

Ayrıca kitapta eleştirilen durumlara çözüm önerileri de getirilmiştir.   

Kategorisi Kitaplar ve yorumlar | | Yorum(1)